Sessizim

Sessizliğin Büyüsü

Aşk

12/7/2009

Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.


Özdemir ASAF...

Savaş Bitti...

11/5/2009



Var mı bilen başıma seni saranlar arasında adını
Mantık mı diyorlar idrak mısın hafıza mı
Sahici bir şeysen eğer söyle bakalım
Neydi sevgilinin koynuma kaçtığı tarih
Yıllardan hangisiydi hangi mevsimdeydik ayın kaçıydı
Koynunmuş madem sevgilinin göz diktiği yer kaçmak için
İncecik ürperişli gölgesi cismime neden kıydı
Sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış
Gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi
O yürek burkucu gençlik döngülerinde beni çark ettirişi
Ses çürütüp bağrımda
Böğrümden karaltı söktürüşü
Niyeymiş boynumun tan yerine amade kılındığı silkinişler
Türk ilinde fütur eylemeksizin La Belle Dame Sans Merci
Sancak açsın diye mi


Hatırla ikrar etmeye şayan bir hasıla var mı şimdi
Hani savaş patladığında sevdiğim kız
Koynundan senin artık çıkmam deyivermişti
Bunu bir fısıltı halinde çarçabuk
Ve yeminle söylemişti
Yeminle çünkü yemindi olduran olduracak olanı
Yemindi aşkın aşkla bakıştırıldığı sahra
O gün bu gündür savaş denildiğinde zira
Yemin zamanlarından başka şey anlaşılmadı
Ant içildi ahdedildi edildi muharebe
Harbe girişin yemindi girildiyse nişanesi
Öldürdük demiştiler ve bakmışlardı rakama
Ne kadar yemin edildi o kadar kastedildi cana
Kimin fikriydi ölüm sınıfları açmak
Bünyesinde devlet demir yollarının bilinmiyor
Belgesi yok üç ölüm öğretildiğinin bu sınıflarda
Üç mevki üç bilet koçanı zincirleme üç iflas
Çağdı üç türlü can çekişme çağıydı
Kayda geçmedi üç ölüm tarzını hatmetmeden
Vagonlara girmenin yasaklandığı
Üstünü aratmadan vagonlara girenin
Hangi ağır cezalara çarptırıldığı
Hiçbir zaman dökülmedi resmiyete
Sonradan çok sonradan
Öksürmeyi andıran bir sesle
Boğazını temizlermiş gibi yapışlar
Dan anlaşıldı
Ceza tanzim edenlerin
Trenlerle yasaklar arasındaki ilişkiyi
Dikkati hak edecek derecede
Kültive elabore rafine bir tarzda
Tesiste muvaffakiyet kazandığı
Dünyanın başka yerlerinde
Ne böyle bir ince iş baş göstermiş
Ne de bu derecedeki ince işin altından
Kalkabilecek başlar
Mükâfatlandırılmıştı

                          İsmet ÖZEL

Mazot

21/12/2008





Ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum.
Şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnımda neden.
Ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum.
Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çevik ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kankusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.

(1970)

 

İsmet Özel



Sen İstanbul olsaydın;
Ben, sende konacak bir dal bulamayan martı gibi çığlık çığlığa atardım kendimi denizlere!
Sen İstanbul olsaydın...
Sen İstanbul olsaydın, aşka doğru...
Bürünüp sevda rengine, dursaydın gurubun önünde akşam vakitlerinde.
Ve ben... Bense bir güneş gibi yakmaya gelirken seni; saplansaydım kirpiklerine, tam kalbimden...
Düşseydim ufkuna, kan-revan içinde!..

Sen İstanbul olsaydın, ve sorsaydın halimi kanatsız güvercinlere!
Sen İstanbul olsaydın;
Ve zindânım olsaydın!..

Sen İstanbul olsaydın;
Saçların, Ekimin yirmialtısındaki çınar yaprakları tonunda...Ve gözlerin Marmara Denizi renginde olurdu, değil mi?
Ve sen İstanbul olsaydın;
Bir pembe ibrişim gibi akardın gönlüme doğru.
Değil mi?..

Sen İstanbul olsaydın;
Henüz gözden deryalar, güllerden kan damlamadan!..
Ve bilip dağlardan kalyonlar geçireceğimi; önüme surlar dikmeden ve yoluma zincirler çekmeden...
O ilk... Altından güllem, düştüğünde tam kalbinin üstüne, açardın bana kapılarını, değil mi;
Sen İstanbul olsaydın?..

Sen İstanbul olsaydın;
Bir beyaz güvercinin, şahbazdan korkuşu gibi ürkerdin benden...

Sen, İstanbul olsaydın...
Ama sorsaydın halimi de, kanatsız güvercinlerden!

Sen İstanbul olsaydın;
Ve zindânım olsaydın!..

MUAMMER ERKUL

Anmak Unutmak

26/10/2008

İki tür nokta var
Biri önüne ve ardına bakar,
Biri ardına bakmaz,
Ardını noktalar.



 Özdemir ASAF...