Sessizim

Sessizliğin Büyüsü



Kupkuru bir yalnızlık düştü payıma
Sararmış yapraklarım yoktu belki ama
Gözlerim düşmüş,ellerim kimsesiz kalmıştı…
Kuruyan yaprakların ardından,
Ne gözyaşları,ne feryatlar çarem olmuştu.
Gün hazan günüydü,gün ayrılık…
Kaldırımların her karesinde adımlarımı saydım.
Yalnızlıkla artık başbaşaydım.
Susturmuştum dilimi
Kiminle, ne konuşacaktım?
Derdimi, kimlere, nasıl anlatacaktım?
Cansuyum tükenmişti belki de,
Hayat direncimi yitirmiştim
Bir el bekledim gelmeyeceğini bile bile,
Yalnızlık da en sonunda bitivericek diye.
Şimdi ne uzanacak bir el var,ne de tutacak bir ben.!
Hayattayken ölümü yaşıyor gibiydim.
Üzerime toprak yerine kurumuş yapraklar yağıyor sanki
Ses çıkaracak takatim yok artık,
Yüreğimdeki kimsesizle başbaşayım.
Artık ben ağlayamıyorum,
Gözlerim dolmuyor eskisi gibi,
Belki de artık göremiyor gözlerim.
Kalbim öylesine yorulmuş ki ben gibi,
Son nefeslerimi tüketiyorum belki.
Bu hazan mevsiminde ben de yalnızlık gibi,
Issızlaşıyorum…çığlıklarımı susturuyorum…
Bu hazanı bana yaşatana haykırıyorum son nefeste:
İstemem kirli ellerini,
Göremeyen gözlerini,
Pas tutmuş yüreğini.
Sen de bıraktığım kalbimi ver geri!..

                                                           Kevser TEKİN





Kayıp

15/2/2009




Kaldırım taşları tanır seni.
Bu şehrin duvarlarına yabancı değilsin.
Gençliğini kumarda kaybettiğin evde ,
Hayat yolcu,sen hancı değilsin...
                                                      (  ruiz & efsunli )

Bunca yıkılmış dağlar üstüne

Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin

 

Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden

Konarak pervazlarına gülüşlerinin

Kaç mermi sıyırmıştı ruhumu

Acımasız yürüyüşlerinin mevzilerinde

Dayanmıştım

Ağlamıştım saatlerce parçalanan düşlerime

Ta ki sevgilim

Kızaran bir gök bulutu

Ölümü

Bir yıldırımla düşürdüğün ana değin

Kalbimin haritasına

 

Artık ilgilenmiyorum seninle

Demiştin barut kokan kelimelerle

Demiştin de hayat ölü bir bıldırcın gibi

Tutuşup yanmıştı yanan bir tahta içinde

Tarla küllerle dolu, ortasında yumurta

Çatladıkça yeniden doğuruyor kanımdan

Fışkıran harflerle kalbim olan cümleyi:

Ben ancak bir tarih kitabı kadar

İlgileniyorum seninle...
 
                                                        Nurullah GENÇ

Eylül

12/9/2008




Eylül... Fersude sonbaharların giriş kapısı...
Eylül işte; nâm–ı diğer, hüzün...
Eylül işte; nâm–ı diğer, pişmanlık...
Eylül işte; nâm–ı diğer melal...
Eylül işte; nâm–ı diğer, ölümün rengi...
Eylül... Yaşanmamış mevsimlerin en gerçeği...
Eylül işte; nâm–ı diğer, acının mührü...


İskender PALA
 

Beşinci Mevsim

12/9/2008





Düştü can evime dördüncü cemre
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
Dört yüz seksen beş gün çekti bir sene
On altıncı aya takvimsiz girdim.

Aynalara baktım korku gösterdi
Saatler her sabah kırkı gösterdi
Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
Hayatım boyunca hedefte durdum.

Gül sundum yediler, koklamadılar
Armağan can verdim saklamadılar
Gittim... gelir diye beklemediler
Kaybolan gölgemi yollara sordum.

Getirdim yanıma ay'ı bir karış
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
Şehiri bir adım, köyü bir karış
Damlada denizdir en küçük derdim.

Savurdum, eledim, seçtim zamanı
Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı
Haftada üç asır geçtim zamanı
Nereye gittimse zamansız vardım.

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
Yazık, kulaklara sığmadı sesim
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
Çağın çilesini sırtıma sardım
 
                                      Abdurrahim KARAKOÇ